Radikal Gazetesi – Hayat Röportajı 2017-09-22T17:06:53+00:00

Project Description

Elektro keman performansı ile son dönemlerde adından sıklıkla söz ettiren Giselle Tavilson, hayatı, kariyeri ve hayalleri ile ilgili merak edilenleri anlattı.

Radikal.com.tr – Müzik yaşamına babası, ünlü kompozitör İstemihan Taviloğlu’yla ilk adımı atan Giselle Tavilson, Hacettepe Üniversitesi Konservatuvarı Keman Bölümü’nde eğitimini tamamladıktan sonra Amerika’nın Texas eyaletine giderek birçok önemli projeye imza atmasının yanı sıra ünlü keman ustası Sue Bear’in öğrencisi oldu.

Türkiye ’ye dönüşünün ardından keman kariyerine hızlı bir şekilde devam eden Tavilson, Haluk Levent, Enbe Orkestrası, DJ Tarkan, Dj Burak Yeter gibi ünlü isimlerle birlikte gerçekleştirdiği sahne performansları ile eğlence dünyasının aranılan isimlerinden biri haline geldi.

Elektro keman performansı ile dikkat çeken Tavilson, hayatı, kariyeri ve hayalleri ile ilgili merak edilenleri anlattı.

‘SAHNEDEYKEN ZAMAN DURUYOR’

İlk defa CNNTurk seyrederken, 5N1K programında görmüştüm kendisini. Capcanlı enerjisi ve kendine güvenen, bir Amazon savaşçısını andıran edasıyla ekrana kilitlemişti. Şimdi röportaj için karşımda dururken ise bu halden eser yoktu, hanım hanımcık genç bir bayan vardı karşımda. Zaten konu hemen buradan açıldı. “Orası sahne, orada farklıyım” dedi. “Sahnedeyken zaman duruyor, her şey duruyor, çok deşarj oluyorum. Orada hep iyi olmak zorundasın, hep mutlu görünmek zorundasın, hep coşkulu olmak zorundasın. Star enerjisi para ile satın alınabilecek bir şey değil, bu var ya da yok”.

Öyle bir söyledi ki bunları, sanki hayatının geri kalanı sahnenin tam tersiymiş gibiydi. Gerçekten de öyleymiş. ABD’nin Texas eyaletinde üniversite okuduğundan bahsetmişti. Kovboylar ve hamburger şehri. “Benim için Texas, getto yaşamı, çaresizlik, yalnızlık ve fakirlik demekti. Kâbus gibiydi”.

‘FATURALARI ÖDEYEMEDİĞİM İÇİN GARSONLUK YAPIYORDUM’

Texas’ın böyle tasvir edildiğini ilk defa duyuyordum. Texas’ta getto mu? “Evet, bildiğimiz getto. Biz hiçbir zaman zengin bir aile olmadık. Ailemden ünlü müzisyenler var ama sonuçta onlar da devlet memuru. Babam Profesör İstemihan Taviloğlu. Baba memur, üç çocuğu var. Ne zenginliği? Bazen günde 18 saat çalışıyordum! ABD’de bursla zar zor okuyordum, bursun karşılamadığı masraflar için kredi çekmiştim, hala da ödüyorum. Sınava girmem lazım ama telefon faturasını ödeyemediğim için mecburen garson olarak çalıştığım lokantada fazla mesai yapmam gerekiyordu. Düşünsenize, bir sabah kalktığınızda telefon çalıyor ve babanızın öldüğünü söylüyorlar. Yasını bile tutamadım babacığımın çünkü final sınavları dönemiydi, geçemezsem bursum iptal edilecekti. Babamın kalp krizi geçirdiğini öğrendikten 10 dakika sonra derslerime dönmem gerekiyordu. Öyle bir çaresizlik ki, insan acıyı bile ertelemek zorunda kalıyor. Korkunçtu. Ama hayat bir şekilde devam ediyor ve başarmak zorundasın”.

‘DÜNYA STARI OLABİLMEK İÇİN DÜNYAYI ANLAMAK LAZIM’

Okuduğu bölüm ise hayli ilginç. Bu kadar iyi keman çalan birinin kesin müzik okuduğunu sanıyordum. “Hayır, uluslararası ticaret okudum” dediğinde çok şaşırdım. “O sıralarda müziği bırakmıştım. 20 yaşımdan 29 yaşıma kadar kemanı elime bile almadım. Bir daha da çalmayı düşünmüyordum açıkçası. Ama böyle bir bölüm okumam, şu andaki kararlarım, hatta sahnemi bile çok etkiledi. Çünkü bu bölüme dünyanın her yerinden insanlar geliyordu. Her an, 15-20 farklı kültürden gelen insanlarla berabersin. İnsanları tanımayı, kültürleri yadırgamayıp özümsemeyi öğreniyorsun. Vizyon sahibi oluyorsun. Dil öğreniyorsun. Dünya starı olabilmek için, dünyayı anlayabilmek lazım. Her dil bir kültür ve her kültür dünyayı biraz daha anlayabilmeni sağlıyor. Benim şansım buydu”.

9 yıl boyunca hiç keman çalmamak yetenekleri köreltir sanıyordum. “Her şey tekrardan ben İstanbul’a döndüğümde başladı. Bir gün bir telefon geldi. Arkadaşım arıyordu. Mısır Apartmanı’ndaki 360’ta bir davet vardı ve davet sahipleri elektro keman çalacak birilerini arıyorlardı. Arkadaşım da beni aramış eskiden keman çaldığımı bildiği için. Ona ‘olur’ dedim ama o sırada elektro keman alacak param olmaması bir kenara, daha elime elektro keman bile almamıştım. Borç ve kredi ile bir elektro keman aldım ve biraz çalıştım. 360 performansımı beğenmiş olacak, orada 4 ay boyunca haftada 3 gün sahne almaya başladım”.

‘BİR SÜRE SONRA KEMAN ÇALMAK NEFES ALMAK GİBİ OLUYOR’

Nasıl oldu da 9 yıl ara verdikten sonra aynı yetenekle kemana devam edebilmişti? “Çok çalışarak, hem öncesinde, hem sonrasında.” Tam olarak ne kadar çok çalışarak? Biraz düşündü. “Keman öğrenmeye çok küçük yaşta başladım. Haftada 30-40 sayfa nota ezberliyorduk. Keman çalarken hem kas, hem de beyin hafızasına ihtiyacın var ve ikisi mükemmel uyum içinde olmak zorundalar. Mükemmel olmazlarsa çalamazsın. Her gün saatlerce çalışıyorsun, bazen bütün gün hiç durmadan. Hacettepe Konservatuvarında keman okudum. Senfoni orkestralarında keman çaldım. Bütün bunlar hiç durmadan çalışma gerektiriyor. Şimdi de hiç durmadan çalışıyorum. Her gösteriden önce prova için olanlar hariç, ayrıca yeni gösteriler tasarlamak için de. O kadar çok çalışıyorsunuz ki, bir süre sonra keman çalmak yüzmek veya nefes almak gibi oluyor. Yüzmeyi unutabilir misiniz? Nefes almayı? Keman da aynı”.

Giselle’in gösterileri yalnızca keman çalmaktan oluşmuyor. Hopluyor, zıplıyor, dans ediyor, havada taklalar atıyor, şarkı söylüyor. “Tüm şovlar elektro keman ve kablosuz mikrofon sistemi ile yapılıyor” diyor. “Keman gösterinin yalnızca bir parçası, bütünü değil. Görsel efektler, danslar, her şey gösterinin bir parçası. Bunlar bir araya geldiğinde ‘gösteri’ dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Danslar ve hareketler benim için nispeten kolay, eskiden devlet lisanslı jimnastikçiydim. Ama bütün bunları bir araya getirmek için çok çalışmak gerekiyor”.

‘ZENGİNİM, ÇÜNKÜ SEVDİĞİM İŞİ YAPIYORUM’

Bu kadar çalışmadan ve gösteriden sonra, artık zengin misin? “Zenginim, çünkü sevdiğim işi yapıyorum. Sevdiği işi yapabilmek insanın en büyük lüksü. Bundan daha büyük zenginlik yok”.

Bunca zaman gösteriler yaptığına göre, hangi ajanslarla çalıştığını sorduğumda, cevabına çok şaşırdım. “Hiç. Hiç bir ajansta kaydım yok. Her ne yaptımsa kendi kendime yaptım. Bir şeyler olduysa yalnızca gerçekten azimle çalıştığım ve iyi olduğum için oldu. Sırf Türkiye’de değil, yurt dışında da gösteriler düzenliyorum. Şu anda mesela New York, Bakü ve Hindistan’dan haber bekliyorum. Ama artık kendi gösterilerimi düzenlemek istiyorum. Hep başkaları beni etkinliklerine sanatçı olarak davet etti; artık ben onları kendi etkinliklerime davet etmek istiyorum. Sahneye büyük prodüksiyonlar koymak istiyorum. Albüm çıkartmak istiyorum. Bir de Guiness Rekorlar kitabı için bir rekor denemesi planım var ama onu sonra konuşuruz”.

Peki, bütün bunları yapmak için ne bekliyorsun, diye sordum, doğru zamanı mı? “Destek bekliyorum açıkçası. Genel olarak sanata ve sanatçıya destek. Sanatçı tek başına bir yere kadar gidebilir, destek çıkılmadığı sürece, sanat ölür. Ama bir de Rönesans sanatçılarına bakın, Michelangelo’ya, Da Vinci’ya bakın. Medici’ler gibi büyük İtalyan ailelerin desteği olmasaydı şimdi bu adamların ne adını bilirdik, ne de bir eser meydana getirebilirlerdi. Sanata destek çıkılmazsa, yalnızca sanatçı değil, en basta o ülke kaybeder”.